|
İÇ HASTALIKLARI Dergisi 2013; 20: 55-63
DERLEME
|
Uzun Süreli Proton Pompa İnhibitörü Kullanımı ve
Pantoprazolün 15 Yıllık Çalışma Sonuçları
Study Results on Long-Term Use of Proton Pump Inhibitors and
15-Years with
Pantoprazole
Prof. Dr. Birol ÖZER
Adana Başkent Üniversitesi, Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi, Gastroenteroloji Bilim Dalı, Adana
ÖZET
Proton pompa inhibitörleri asit peptik hastalıklarda oldukça etkili oldukları için geliştirildikleri 1980’li yılların sonundan itibaren çok yaygın olarak kullanılmaktadır. İyi bir güvenlik profiline sahiptir, pratisyen ve uzman hekimler tarafından en sık reçete edilen ilaçlardan biridir. Uzun süreli, bazen de ömür boyu kullanımı söz konusudur. Olgu raporları şeklinde bildirilen interstisyel nefrit, hepatit gibi ciddi yan etkileri oldukça nadirdir. Bu derlemenin amacı; uzun süreli proton pompa inhibitörü kullanımında ortaya çıkabilecek, genellikle de tartışmalı olan hipergastrinemi, kanser, gastrik histolojik değişiklikler, toplum kökenli pnömoni, enterik infeksiyonlar, B12 ve demir eksikliği, kırıklar, klopidogrel etkileşimi ve hipomagnezemi gibi potansiyel yan etkilere ışık tutmaktır. Tüm ilaçlarda olduğu gibi proton pompa inhibitörleri de endikasyonlar net olduğunda kullanılmalı, eğer uzun süreli bir tedavi uygulanıyorsa tedavi devam ederken de ara değerlendirmeler yapılmalıdır. Yaşlı, malnütrisyonlu, kronik hastalığı ve osteoporozu olan hastalara uzun süreli tedavi verildiğinde yan etki riskinin teorik olarak arttığı göz önünde bulundurulmalıdır.
Anahtar Kelimeler: Proton pompa inhibitörü, uzun süreli tedavi, yan etki
SUMMARY
The proton pump inhibitors have been widely used since their introduction in the late 1980s because they are highly effective for acid peptic disorders. Proton pump inhibitors have a good safety profile and have become one of the most commonly prescribed class of drugs in primary and specialty care. Long-term, sometimes lifetime, use is becoming increasingly common. Serious adverse effect are extremely rare for proton pump inhibitors, with case reports of interstitial nephritis, hepatitis. This paper is focusing on the potential adverse events of long-term proton pump inhibitors use that have generated the greatest concern: hypergastrinemia and cancer; alteration of gastric histology; community acquired pneumonia; enteric infections; B12 deficiency; iron deficiency; fractures; clopidogrel interaction; and hypomagnesemia. As with all medications, the key is to use proton pump inhibitors only when clearly indicated, and to reassess continued use so that long-term therapy is used judiciously. Elderly, malnourished, chronically ill, and osteoporotic patients theoretically could be at increased risk from long-term therapy.
Key Words: Proton pump inhibitors, long-term therapy, adverse effect
Peptik ülser, gastroözefageal reflü hastalığı (GÖRH) ve fonksiyonel dispepsi toplumda yaygın görülen hastalıklardır. GÖRH prevalansı batı toplumlarında %10-30 gibi yüksek oranlara çıkmakta ve sağlık harcamalarının önemli miktarını oluşturmaktadır (1,2). Tedavisiz bırakıldığında ya da yetersiz tedavi verildiğinde ciddi komplikasyonlar ortaya çıkmaktadır (3). Farmakolojik tedavi, hastaların birçoğunda iyileşme ve semptomları kontrol altına almaya yarar (4). Proton pompa inhibitörleri (PPİ) bu hasta grubunda oldukça etkili ilaçlar olup, sadece hastalığı iyileştirmekle kalmaz, aynı zamanda semptomları düzelterek yaşam kalitesini iyileştirir (5). 2010 yılında yayınlanan meta-analizde PPİ’ler GÖRH’yi iyileştirme ve relapsları azaltmada H2 reseptör antagonistleri (H2RA) ve plaseboya göre daha üstün bulunmuştur (6). Bir diğer meta-analizde de PPİ’ler tüm derecelerdeki eroziv özefajiti iyileştirmede H2RA, sükralfat ve plaseboya üstün bulunmuştur (7). İyileşme oranları, doz ve süresinden bağımsız olarak, en yüksek PPİ’lerde (%84) saptanmış olup, H2RA (%52), sükralfat (%39) ve plasebo (%28)’da daha düşük bulunmuştur. Bir haftalık iyileşme hızlarına bakıldığında PPİ, H2RA ve plasebo sırasıyla %12, %6 ve %3 olarak saptanmıştır. Genel olarak bakıldığında, PPİ eroziv özefajitli hastalarda %70-80, noneroziv reflü özefajitli hastalarda %50-60 semptom iyileşmesi sağlar (8,9). Standart olarak uygulanan sekiz haftalık tedavinin ardından kısmi yanıt veren hasta oranı %30-40 arasındadır. Bu hasta grubu refrakter GÖRH olarak değerlendirilebilir. Bunlar genellikle uzun hastalık süresi, hiatal herni, ekstraözefageal semptomları ve kompliyansı yetersiz olanlardır (10). PPİ’ler sabah kahvaltıdan 30-60 dakika önce verilmelidir. İlacın maksimal etkinliği için bu gereklidir. Semptomları kontrol altına alınamayan hastalarda akşam yemeğinden önce de ikinci doz verilebilir. Etkinliğin yeterli olmadığı hastalarda PPİ preparatını bir diğeri ile değiştirmek klinik pratikte sık başvurulan bir yöntem olmakla birlikte bunu destekleyen klinik veriler sınırlıdır. Randomize kontrollü bir klinik çalışmada tek doz lansoprazole dirençli GÖRH hastalarına tek doz esomeprazol verildiğinde iki doz lansoprazol kadar etkili olduğu bildirilmiştir (11).
Tedavi kesildikten sonra semptomları tekrarlayan ya da eroziv özefajit ve Barrett özefagus gibi komplikasyonları olan hastalarda PPİ tedavisi sürdürülmelidir. Noneroziv GÖRH olanların 2/3’ünde PPİ tedavisi kesildikten sonra semptomların tekrarladığı gösterilmiştir. Özefajiti Los Angeles grade B-C olan hastaların ise yaklaşık %100’ünde altı ayda relaps gelişmiştir (12). Retrospektif çalışmalarla Barrett özefagus olan hastalarda devamlı PPİ kullanımının displazi riskini azalttığı gösterilmiştir. Diğer taraftan komplike olmayan GÖRH olanların on-demand ya da aralıklı PPİ tedavisiyle başarılı bir şekilde yönetildiği ortaya konmuştur. Randomize kontrollü bir çalışmada noneroziv GÖRH olan bireylerde on-demand 20 mg omeprazol tedavisiyle (%83) plaseboya (%56) göre altı aylık sürede daha yüksek remisyon oranları sağlanmıştır (13). Randomize kontrollü çalışmaları değerlendiren bir derlemede noneroziv GÖRH olanlarda on-demand PPİ tedavisi, devamlı PPİ tedavisine eşit ve plasebodan üstün bulunmuştur, ancak aynı başarı eroziv GÖRH hastalarında elde edilememiştir (14).
Lansoprazol ile yapılan çalışmalarda GÖRH olanlarda 72 ayda iyileşme oranları %75 olmakla birlikte relaps oranı tedavi altında bile %26.6 olarak bulunmuştur. Bu çalışma grubunda Helicobacter pylori pozitif olanlarda başarı oranı %85, negatif olanlarda %73 olarak saptanmıştır. Bu durum H. pylori’nin korpus gastriti yoluyla pariyetal hücrelerde yaptığı düşüşe ikincil asit sekresyonundaki azalmaya bağlanmıştır (15). Pantoprazol ile yapılan çalışmalarda da endoskopik iyileşme 4, 8 ve 12 haftada sırasıyla %88.0, %93.0 ve %95.8 gibi oldukça yüksek oranlarda bulunmuştur. Ancak iyileşen hastaların yaklaşık %50’sinde beş yıl içinde relaps gelişmiş, relaps zamanı da ortalama 6.9 ± 0.53 yıl olarak bulunmuştur (16). Bu bulgular da uzun süreli PPİ tedavisini gündeme getirmiştir. Uzun süreli PPİ tedavisi ihtiyacı olan hastalara on-demand ya da aralıklı tedavi dahil mümkün olan en düşük etkili dozla devam edilmelidir (17).
PPİ’ler pratisyen ve uzman hekimler tarafından en sık reçete edilen ilaçlardan biridir. Amerika Birleşik Devletleri’nde yılda 119 milyondan fazla PPİ reçete edilmekte ve yıllık maliyet 13.5 milyar dolar civarında olmaktadır. Ayrıca, uzun süreli kullanım söz konusu olduğunda, diğer kronik hastalıklarda kullanılan ilaçlarla etkileşim, kronik böbrek yetmezliği, gebelik gibi özel hasta gruplarında kullanımını dikkate almak zorunluluk haline gelmiştir. Bu durum uzun süreli PPİ kullanımının güvenirlilik ve yan etki sorunlarını gündeme getirmiştir. PPİ’lere bağlı minör yan etki riski yaklaşık %1-3 olup, klinik çalışmalarda yan etkiler nedeniyle ilacı bırakma oranı %1-2 olarak saptanmış ve PPİ’ler arasında fark bulunmamıştır (18,19). PPİ’lere bağlı semptomatik yan etki riski de düşüktür. Omeprazol ile yapılan ve 2812 hastayı içeren bir çalışmada rapor edilen oranlar baş ağrısı %2.4, ishal %1.9, bulantı %0.9 ve döküntü %1.1 olup, simetidin ve ranitidine benzer bulunmuştur (20). Lansoprazol ile yapılan 5669 hastayı içeren prospektif bir çalışmada en sık rapor edilen yan etkiler ishal (%4.1), baş ağrısı (%2.9) ve bulantı (%2.6) olup, benzer oranlar ishal %1.5, baş ağrısı %1.3, döküntü %0.4 şeklinde pantoprazolde de saptanmıştır (21,22). On beş yıla varan uzun süreli pantoprazol çalışmasında muhtemelen ilaçla ilişkili yan etki oranı %3.9 olup, bunlar da periferal ödem, depresyon ve renal anemidir (16).
Şiddetli yan etkiler oldukça nadirdir ve olgu raporları şeklinde bildirilmiştir. Omeprazol ile interstisyel nefrit, lansoprazol ve omeprazol ile hepatit, pantoprazol ve omeprazol ile görme bozuklukları bildirilmiştir (23,24,25,26).
Uzun süreli PPİ kullanımına bağlı yan etkiler üç kategoride toplanabilir:
1. Direkt asit süpresyonuna bağlı (demir, vitamin B12 eksikliği, hipomagnezemi, toplum kökenli pnömoni, enterik infeksiyon, mineral malabsorpsiyonuna bağlı kemik metabolizması bozuklukları)
2. Asit süpresyonuna karşı gelişen fizyolojik yanıt olarak gelişenler (hipergastrinemi, gastrik karsinoid ve gastrik kanser, fundik gland polip gastrik histolojik anormallikler),
3. Hepatik sitokrom p450 enzim sistemini kullanan diğer ilaçlarla olan farmakodinamik etkileşimler (PPİ ve klopidogrel etkileşimi).
1. DİREKT ASİT SÜPRESYONUNA BAĞLI OLANLAR
PPİ kullanımı teorik olarak, gıdaların sindirim ve absorpsiyonu için gerekli olan düşük pH’yı bozduğundan nütrisyonel eksikliğe neden olabilir. Uzun süreli PPİ kullanımına sekonder vitamin B12, demir ve magnezyum eksikliği geliştiğine dair genel bir endişe vardır.
Vitamin B12 Eksikliği
Gıdalardaki bağlı vitamin B12 için gastrik asit ve pepsine, serbest vitamin B12 emilimi için de intrensek faktöre ihtiyaç vardır (27). B12 absorpsiyonunun erken fazında gastrik aside ihtiyaç olduğundan, PPİ’ler de mide asidini azalttığından malabsorpsiyon ve B12 eksikliğine neden olabilir. Bu konu ile ilgili yapılan çalışmalarda farklı sonuçlar bildirilmiştir. Omeprazol ile yapılan bir çalışmada dört yıllık düzenli kullanım sonrası B12 vitamin düzeylerinde anlamlı farklılık saptanmamıştır (28). Gastroözefageal reflü nedeniyle 3-7 yıl süreyle günlük omeprazol kullanan hastalarda tedavi öncesi ve sonrası B12 düzeyleri arasında istatistiksel anlamlı fark (298 ks 261 pg/mL) saptanmamıştır. B12 düzeyi ile omeprazol dozu ve süresi arasında da korelasyon bulunmamıştır (29).
Uzun süreli PPİ kullanımı ile serum B12 düşmesi arasında özellikle yaşlı hastalarda ilişki olduğu söylense de bu çalışmaların çoğu retrospektif ve olgu raporu şeklindedir. Prospektif çalışmalarda serum B12 düzeylerinde azalma gösterilmiş olmakla birlikte laboratuvar değerleri normal aralıkta bulunmuştur (30). PPİ tedavisine bağlı B12 düşüklüğü olan hastalarla ilgili nöropatik değişiklikler bildirilmemiş, sadece bir olguda megaloblastik anemi rapor edilmiştir (31). Gerçekten de PPİ kullanımı protein bağlı B12 emilim yolunu tamamen inhibe etmemektedir. Ayrıca, intrensek faktör etkilenmediği için enterohepatik sirkülasyon devam etmektedir (27,30). Yeni yayınlanan iki makalede kronik PPİ kullananlarda B12 eksikliği geliştiğini destekleyen deliller bulunamamıştır (32,33). Bu bilgiler ışığında, normal diyetle beslenen bireyler ihtiyaçtan daha fazla B12 aldıkları için PPİ kullanımına bağlı anlamlı eksiklik gelişimi muhtemel değildir (34). Bundan dolayı PPİ kullananlarda rutin B12 taraması önerilmez. Ancak yaşlı, malnütrisyonu olan, vücut depoları yetersiz hastalarda bakılması önerilebilir.
Demir Eksikliği
Gıdalardaki demir tuzlarının ayrılması ve non-hem demir emilimi için gastrik aside ihtiyaç vardır. Aklorhidrik hastalarda, gastrik rezeksiyonu olanlarda ve atrofik gastritlerde demir emiliminin azaldığı gösterilmiştir (30). Bu bilgiler PPİ tedavisinin demir absorpsiyonuna etkisini akla getirmiştir. Yapılan rat çalışmalarında omeprazol ile tedavi edilenler demirden fakir diyetle beslendiklerinde demir emilimi azalırken, normal diyetle beslendiklerinde anlamlı farklılık saptanmamıştır (35). Zollinger Ellison Sendromu nedeniyle en az altı yıldır PPİ kullanan ve dört yıllık periyotta demir yönünden izlenenlerde herhangi bir eksikliğe rastlanmamıştır (36). PPİ alan iki olgu da demir tedavisine yanıt vermemiş, PPİ bırakılınca demir replasman tedavisine yanıt vermiştir (37). Bir diğer bulgu da hemakromatozis olan bireylere uzun süreli PPİ verildiğinde, demir emiliminin azaldığı, bunun da filebetomi miktarını azalttığı gösterilmiştir (38). Bu bilgilere rağmen PPİ kullanımına sekonder demir eksikliği geliştiği gösterilememiştir (32). Bu nedenle PPİ kullanan bireylerde rutin demir eksikliği taraması önerilmemektedir.
Enterik İnfeksiyonlar
Gastrik asit gıdalarla alınan mikroorganizmaların inaktive edildiği majör nonspesifik defans mekanizmasıdır. Sağlıklı bireylerde PPİ tedavisini takiben gastrik bakteriyel konsantrasyonun arttığı gösterilmiştir.
İshal, uzun süreli PPİ kullanımının en sık görülen yan etkisidir (%3.7-4.1) ve en sık ilaç bırakma nedenidir (39). İshal bu hastalarda Salmonella, Campylobacter jejuni, Escherichia coli, Vibrio cholera, Listeria ve Clostridium difficile nedeniyle olabilir. Bir aydan daha fazla PPİ kullanılması durumunda Campylobacter ilişkili ishal riski 10 kat artar. Sistematik bir derlemede kronik PPİ kullananlarda Salmonella (RR: 4.2-8.3), Campylobacter (RR: 3.5-11.7) ve C. difficile infeksiyonuna (RR: 1.2-5.7) duyarlılığın arttığı belirtilmiştir (40).
C. difficile, yatan hastalarda gastrointestinal infeksiyonların en sık nedenlerinden biridir. İleri yaş ve geniş spektrumlu antibiyotik kullanımı riski artırır. Antibiyotik kullanımından başka PPİ kullanımı da infeksiyon riskini artırır (41).
Toplum Kökenli Pnömoni
PPİ’ler midede H. pylori dışında mikroorganizmaların çoğalmasına neden olabilir. Bu da mikroaspirasyonlar yoluyla akciğerde kolonizasyon yapabilir. Toplum kökenli solunum infeksiyonlarının PPİ kullanan bireylerde kullanmayanlara göre 2.34 kat daha fazla olduğunu bildiren çalışmaların yanı sıra fark olmadığını bildiren çalışmalar da vardır (32). Gözlemsel sekiz çalışmayı değerlendiren bir meta-analizde PPİ (OR: 1.27, %95 GA 1.11-1.46) ve H2RA (OR: 1.22, %95 GA 1.09-1.36) kullanan hastalarda pnömoni riskinin arttığı gösterilmiştir (42). Yeni yayınlanan bir meta-analizde toplum kökenli pnömoni riskinin PPİ kullananlarda arttığı (OR: 1.36, %95 GA 1.12-1.65) belirtilmiştir, fakat bu sonuçlar heterojendir. Alt grup analizi yapıldığında kısa süreli kullanımda riskin arttığı (OR: 1.92, %95 GA 1.40-2.63, p= 0.003), uzun süreli kullanımda artmadığı (OR: 1.11, %95 GA 0.90-1.38, p< 0.001) bildirilmiştir (43). Diğer çalışmalarda da özellikle 30 günden daha kısa süreli PPİ kullanımı ile toplum kökenli pnömoninin arttığı gösterilmiştir (44,45,46). Bugünkü bilgiler ışığında bu risk tam olarak dışlanamaz. Ancak tedavi endikasyonunun olduğu durumlarda pulmoner hastalık nedeniyle PPİ tedavisinin bırakılmaması gerekir.
Hipomagnezemi
PPİ kullanımı ile ilişkili hipomagnezemi oldukça nadirdir. Literatürde 2006 yılından beri bildirilen olgu sayısı 25’ten azdır. On olgunun değerlendirildiği bir derlemede ciddi hipomagnezemisi (< 0.54 mmol/L) olan hastaların ortalama PPİ kullanım süresi 8.3 yıldır. Semptomatik hipomagnezemide halsizlik, tetani, parestezi ve konfüzyon görülebilir. Hipomagnezemi PPİ kesilince 1-2 haftada düzelmekte, ilaç yeniden başlanınca hipomagnezemi tekrarlamaktadır (47). PPİ’ye bağlı hipomagnezeminin mekanizması bilinmemekle birlikte gastrointestinal magnezyum kaybına bağlı olabileceği düşünülmektedir.
Osteopeni, Osteoporoz ve Kemik Metabolizması
Midedeki asidik ortam protein-bağlı kalsiyum ve kalsiyum tuzlarından iyonize kalsiyum salınımını kolaylaştırır (48). Hayvan çalışmalarında gastrektomi ya da PPİ kullanımı ile midenin alkalizasyonunun kalsiyum absorpsiyonu ve kemik dansitesini bozabileceği gösterilmiştir (49). Alternatif olarak PPİ’lerin osteoklast aracılı kemik resorpsiyonunu in vivo ve in vitro olarak insanlarda inhibe edebildiği gösterilmiştir (50). Randomize çift-kör plasebo kontrollü bir çalışmada 14 günlük omeprazol tedavisiyle kadınlarda kalsiyum emiliminde %41 azalma saptanmış olmasına rağmen farmakolojik asit süpresyonunun gıdalardaki kalsiyum absorpsiyonunu klinik anlamlı ölçüde bozmadığı bildirilmiştir (51).
PPİ’lerin kemik mineral dansitesi (KMD) üzerine etkisini inceleyen 5755 hastalık bir çalışmada, PPİ’lerin erkeklerde kalça kemik dansitesinde hafif azalmaya neden olduğu (0.946 ks 0.959 g/cm2, p< 0.05), kadınlarda ise fark olmadığı saptanmıştır (52).
İngiltere’de 9506 pernisyöz anemili hastayı içeren bir kohort çalışmada, uzun dönemde vitamin B12 düzeltilmiş olsa bile kalça kırığı riskinde artış olduğu saptanmıştır. Bu durum araştırmacılara, kırık riski artışında kronik gastrik asit süpresyonunun rolü olabileceğini düşündürtmüştür (53). Uzun süreli (beş yıl ve daha fazla) PPİ kullanan bireylerde kırık riskinin arttığını belirten çalışmalar vardır. Bunun yanı sıra sadece bazalde osteoporoz ve steroid kullanımı olanlarda riskin arttığını, diğerlerinde değişmediğini bildiren çalışmalar da mevcuttur (54,55,56).
Özet olarak; PPİ kullanımı ile kalsiyum absorpsiyonu, KMD ve kırık riski arasındaki ilişkiler net değildir. Ancak osteoporotik veya steroid kullanan hastalarda PPİ kullanımı kırık riskini artırabilir. Nitekim “Food and Drug Administration (FDA)” da Mayıs 2010 tarihinde ilacın prospektüs bilgisine “kalça ve omurga kırık riskini artırması muhtemeldir” cümlesini eklemiştir. Bugün itibariyle uzun dönem PPİ kullanan hastalara rutin farmakolojik osteoporoz profilaksisi ya da KMD taraması önermek için yeterli delil yoktur.
2. ASİT SÜPRESYONUNA KARŞI FİZYOLOJİK YANIT OLARAK GELİŞENLER
Fizyolojik Hipergastrinemi
Gastrik asit salgısının baskılanması birçok hastada plazma gastrin düzeyinin yükselmesiyle sonuçlanır, eğer yüksek dozda baskılama olursa gastrin düzeyi daha da yükselir (57). Serum gastrin düzeyi PPİ alan hastalarda çoğunlukla 400 ng/L’den daha düşük iken, bazı hastalarda 400-4000 ng/L arasında ölçülebilir; serum gastrin düzeyi PPİ’nin bırakılmasını takiben yavaş bir şekilde normale döner (58,59). Laparoskopik fundoplikasyon yapılanlarla esomeprazol kullanan hastalar serum gastrin düzeyi açısından başlangıç (70.2 ks 65.6 pg/mL) ve beşinci yılda (54.0 ks 164.4 pg/mL) karşılaştırıldıklarında PPİ grubunda gastrin düzeyleri daha yüksek bulunmuştur (60). En uzun süreli PPİ tedavisi olan pantoprazol çalışmasında bazalde serum gastrin düzeyi 110.2 ± 128.8 ng/L iken, 15. yılda 320.0 ± 448.0 ng/L’ye yükselmiş ve hastalar arasında çok değişkenlik göstermiştir. Ayrıca, H. pylori pozitiflerde serum gastrin düzeyleri daha yüksek bulunmuş ve eradikasyon tedavisi sonrası düzeyleri düşmüştür (16). Bu nedenle uzun süreli PPİ kullanan hastalarda ilaç birden bırakılınca asit fazlalığına bağlı dispeptik semptomlar gelişebildiğinden PPİ’lerin doz azaltılarak kademeli şekilde bırakılması önerilir (61). Gastrin hormonun trofik etkisinden dolayı PPİ kullanımının gastrik polip, gastrik kanser, gastrik karsinoid ve kolorektal kanser riskini artırdığı yönünde endişeler vardır.
Fundik Gland Polipleri
Fundik gland polipleri en sık saptanan gastrik polipler olup, genel popülasyonun %1.9’unda, ailesel adenomatöz polipozisli hastaların %84’ünde saptanır (62). Uzun süreli PPİ kullanımının pariyetal hücre hiperplazisi ve protrüzyonu yoluyla fundik gland polip geliştirdiği düşünülmektedir. Fundik gland polip insidansı 12 aydan daha uzun süreli PPİ kullananlarda %1-36 arasında bulunmuştur. PPİ’nin bırakılması sonrasında poliplerde gerileme de rapor edilmiştir (63). PPİ’nin uzun süreli kullanımı sonrası özellikle H. pylori negatif ve FAP olmayan bireylerde fundik gland polip sıklığında artış bildirilmektedir. Bu polipler benign karakterli olup endoskopik takip ve eksizyon önerilmemektedir. Ancak FAP’lı bireylerde fundik gland polip saptanırsa bunlarda displazi riski düşük de olsa vardır.
Gastrik Karsinoid
Karsinoid tümör nadir görülmekle birlikte son 30 yılda insidansında anlamlı artış olmuştur. PPİ kullanan hastalardaki hipergastrineminin gastrik enterokromaffin-like hücrelerde hiperplaziye neden olduğu düşünülmektedir. Uzun süreli PPİ kullanan, H. pylori pozitif gastrik atrofi ve mukozal inflamasyonu olan hastaların %10-30’unda enterokromaffin-like hücre hiperplazisi görülebilir. Pantoprazol ile yapılan bir çalışmada oksintik mukozada enterokromaffin-like hücre yoğunluğunda başlangıca göre (%0.34 ± 0.24) ilk üç yılda orta derecede bir artış (%0.59 ± 0.40) olmuştur. Takip eden 15 yıl boyunca enterokromaffin-like hücre yoğunluğu stabil kalmış ve %0.62 ± 0.36’nın üzerine çıkmamıştır. Bu değişiklikler H. pylori pozitif ve negatif hastalarda da benzer oranda görülmüştür (16). Ancak insanlarda uzun süreli PPİ kullanımına bağlı karsinoid gelişimi bildirilmemiştir (64).
Gastrik Kanser
Gastrin mide mukozasında trofik etki gösterir. Antrektomili ya da pernisyöz anemili hastalarda artmış gastrik adenokanser riski hipergastrinemi ve atrofik gastrite bağlanmakla birlikte mekanizma net değildir. Çünkü Zollinger Ellison sendromlu ya da post-vagotomili hastalarda gastrik kanser riski artmamıştır (65).
H. pylori gastrik asit salınımı intakt bireylerde antral predominat gastrite neden olur. Eğer mide asiditesi azaldıysa korpus gastriti hakim olur ve zamanla atrofik gastrit gelişimine zemin hazırlar (66). Korpus gastriti ve gastrik atrofi adenokanser gelişiminde majör risk faktörü olmakla birlikte H. pylori pozitif bireylerde düşük mide asiditesinin gastrik kanser riskini artırdığını gösteren kohort çalışma yoktur (67).
Patoprazol ile yapılan 15 yıllık tedavi süresince korpus ve antrum atrofi skorlarında minimal değişiklik olmuştur. Çalışma başlangıcında korpus glandlarındaki atrofi ortalama derecesi 0.61 ± 0.82 iken, tedavinin dördüncü yılında maksimum düzeyi olan 2.05 ± 1.46’ya ulaşmış ve tedrici olarak azalarak 15. yılda 0.49 ± 1.33’e gerilemiştir. Atrofi derecesi H. pylori pozitif hastalarda başlangıç yıllarında daha yüksek saptanmıştır. Üçüncü yılda maksimum 3.09 ± 1.70 iken, 15. yılda 0.53 ± 0.69’a gerilemiştir. Buna karşılık H. pylori negatif hastalarda 15 yıl boyunca korpus atrofi skoru düşük kalmıştır (16). Korpusta intestinal metaplazi pantoprazol çalışmasında başlangıçta 0.11 ± 0.40, 15. yılda 0.14 ± 0.47 ölçülmüş olup H. pylori pozitif ve negatif bireylerde benzer bulunmuştur. Antrumda intestinal metaplazi değeri başlangıçta 1.02 ± 1.28 iken, 15. yılda 0.60 ± 0.91’e gerilemiştir. Bu değerler H. pylori pozitiflerde (1.27 ± 1.45) negatiflere göre biraz yüksek (0.6 ± 0.91) saptanmıştır (16). PPİ’lerin gastrik kanser gelişimi üzerine etkisinde öne sürülen bir diğer faktör de C vitamini eksikliğidir. Antioksidan olan C vitamininin PPİ kullanan hastalarda azaldığı, bu yolla kanser riskini artırabileceği düşünülmektedir (68).
Maastricht konsensus paneli uzun süre PPİ kullanacak H. pylori pozitif bireylere eradikasyon tedavisi önermekle birlikte “American College of Gastroenterology” benzer öneriyi yapmamıştır (69). Bu konuda ileri çalışmalara ihtiyaç vardır.
3. DİĞER İLAÇLARLA OLAN FARMAKODİNAMİK ETKİLEŞİM
Klopidogrel ile Etkileşim
FDA 2009 yılında, özellikle omeprazol, lansoprazol ve esomeprazol kullanan hastalar eş zamanlı klopidogrel kullandıklarında kardiyovasküler yan etkilerin potansiyel olarak artabileceği konusunda uyarıda bulunmuştur. Bu endişenin temel nedeni klopidogrelin antiplatelet aktivitesi için CYP2C19 enzim sistemi tarafından aktivasyona ihtiyaç duymasıdır. Çünkü aynı yolu bazı PPİ preparatları da metabolizmaları için kullanmaktadır. Başlangıçta in vitro tabanlı yapılan bazı çalışmalarda özellikle omeprazol ve rabeprazol varlığında klopidogrelin platelet agregasyonunu inhibe edici etkisinin azaldığı gösterilmiştir (70,71). Takip eden dönemde yapılan retrospektif çalışmalarda kardiyovasküler olayların arttığını destekler sonuçların yayınlanması kafa karışıklığının artmasına neden olmuştur (72,73). İki randomize kontrollü çalışmada klopidogrel alan hastalarda PPİ kullanımının kardiyovasküler olay riskini artırmadığı gösterilmiştir (74,75). Yayınlanan 26 çalışmayı değerlendiren bir meta-analizde yazarlar analizi, primer sonuçlar (miyokard infarktüsü, inme, stent tıkanması veya ölüm) ve sekonder sonuçlar (kardiyak semptom nedeniyle tekrar hastaneye yatış, revaskülarizasyon işlemleri) açısından iki alt grupta değerlendirmişlerdir. İki randomize kontrollü çalışmanın verileri irdelendiğinde PPİ kullanımının kardiyovasküler olay riskini artırmadığı gösterilmiştir [Risk farkı (RF) 0.0, %95 GA 0.01-0.01). Bu meta-analizde değerlendirilen tüm çalışmalarda primer sonuçlar için RF 0.02 (%95 GA 0.01-0.03), sekonder sonuçlar içinde yayınlanan 19 makale ve özetlere göre de RF 0.02 (%95 GA 0.01-0.04)’dir. Yayınlanan çalışmalardaki primer ve sekonder sonuçlar kombine edildiğinde toplam RF 0.05 (%95 GA 0.03-0.06)’tir. Sonuç olarak PPİ ve klopidogreli birlikte kullanan hastalardaki kardiyak istenmeyen olay riski iyi randomize kontrollü çalışmalardan elde edilen verilere göre %0’dır (76). Nitekim son yayınlanan randomize kontrollü çalışmaların değerlendirildiği bir meta-analizde PPİ’lerin yan etkilerinin arttığını destekleyen veriler olmadığı bildirilmiştir (77). Son olarak “American College of Gastroenterology” Mart 2013 tarihinde yayınladığı kılavuzda PPİ ve klopidogrelin birlikte kullanımının klinik anlamlı etkileşime neden olmadığı, bu nedenle birlikte kullanılabileceği bildirilmiştir (17).
Diğer İlaçlarla Olan Etkileşim
Pantoprazol CYP2C19 ve CYP3A4 enzimleri tarafından metabolize edilir, fakat bu enzimlere olan afinitesi diğer PPİ’lere göre daha düşüktür. Pantoprazolün ilaç etkileşim potansiyeli diğer PPİ’lerle karşılaştırıldığında daha sınırlıdır. Pantoprazol kullanan sağlıklı gönüllü ve hastalarda yapılan çalışmalarda; antasid, fenazon, kafein, karbamazepin, sinasalset, klaritromisin, siklosporin, diazepam, diklofenak, etanol, asetildigoksin, glibenklamid, levotiroksin sodyum, metoprolol, naproksen, sürekli salınımlı nifedipin, oral kontraseptif, fenitoin, piroksikam, takrolimus, teofilin ve warfarin ile anlamlı metabolik etkileşimi olmadığı gösterilmiştir (78).
SONUÇ
PPİ’ler genel olarak iyi tolere edilen üstün güvenlik profiline sahip ilaçlardır. Artan yaygın ve uzun süreli kullanımı teorik fakat potansiyel olarak ciddi yan etki riskini su yüzüne çıkartmıştır. Yukarıda bahsedilen her bir yan etki biyolojik olarak mümkün, insanlardaki sıklığı oldukça düşük ve genellikle klinik olarak anlamlı değildir. Delillerin çoğu gözlemsel çalışmalara ya da olgu raporlarına dayanmaktadır. Literatürdeki en uzun süreli olan, 15 yıllık pantoprazol çalışması verilerine göre, günlük pantoprazol kullanımı iyi tolere edilmiştir. Güvenlikle ilgili endişe gözlenmemiştir. Klinikle ilgili laboratuvar değişikliği ve yan etki bildirilmemiştir (16). Bu sonuçlar yönetimi zor asit-peptik hastalarda uzun süreli PPİ tedavisinin güvenli ve iyi tolere edildiğini göstermektedir. Mevcut delillere göre PPİ kullanımının yararları risklere göre daha ağır basmaktadır. Ancak yaşlı, malnütrisyonlu, immünyetmezlikli, kronik hastalıklı ve osteoporotik hastalarda uzun süreli PPİ kullanımı riski artırabilir. Bu hastalarda risk/yarar oranı göz önünde bulundurulmalıdır. Uzun süreli ve/veya yüksek doz kullanımıyla ilişkili olduğundan, yan etkileri en aza indirmek, PPİ’leri sadece endikasyonun kesin olduğu hastalara ve etkili en düşük dozu sürekli, aralıklı ya da ihtiyaç oldukça vermekle mümkün olur. Günümüzde yan etkileri izlemeye yönelik spesifik bir yöntem önerilmemiştir.
KAYNAKLAR
Yazışma Adresi:
Prof. Dr. Birol ÖZER
Adana Başkent Üniversitesi,
Dr. Turgut Noyan Uygulama ve Araştırma Merkezi,
Gastroenteroloji Bilim Dalı,
Yüreğir, ADANA
E-posta: birolozer@yahoo.com